Gurubu ve şafak vaktini hiç sevmiyorum artık. Bu ikisinden çektiğimi bir ben biliyorum, bir de Allah! Oysa hepiniz de çok iyi bilirsiniz; bu iki vaktin resmi, muhteşem!.. Aranızda tutkunu olmayan yoktur inancındayım.
Ama ben, gurubu ve şafak vaktini hiç sevmiyorum artık. Bu ikisi el ele verdiler, kırk yıllık bir zaman diliminin -boşa tükettiğim ömrümün- öcünü aldılar benden. Kalbimi kırdılar, tuz buz ettiler. Kalbimdeki bütün aynaları teker teker ezdiler… Şimdi kahır dolu günlerin, zor akşamların eline bıraktılar beni.
Gurubu ve şafak vaktini hiç sevmiyorum artık.
Yıllar önce, güneş batmak üzereydi. Güneş, en güzel resimlerini çize çize, büyüleyen karelerden birini bırakıp ötekine geçerek, dağların ardına iniyordu. Yanımda bir tanem vardı. Mutluluk karesini tamamlayan iki benektik. Konuştukça konuşuyor, gözlerimizi gözlerimizden ayıramıyorduk. Güneş, en güzel turuncu renklerini üstümüze gönderiyordu. Işık ışıktık. En güzel sevda şarkıları bizimleydi.
Ansızın bir rüzgâr esti. Hançer gibi bir rüzgâr, kalbimi kanattı.
Kulaklarımda bir tanemin, papatyamın sesi; “Ayrılmamız lazım!”
Gurup vakti, batan güneşle birlikte “ayrıldık!”
Güneşle birlikte, turuncu renklerin en dayanılmaz anında, bir tanem çekti, gitti.
Sonrası, ebedi bir karanlık!
Şafak vaktine bağlanan umutlar… Yarınlardan yarınlara taşınan umutlar…
Gurubu ve şafak vaktini hiç sevmiyorum artık.
Şafak vakti, asılmam gereken zamanın adı.
Adı yine ayrılık!
Kör talihim, kara yazım…
Gurubu ve şafak vaktini hiç sevmiyorum artık.
Biri adım, öteki soyadım…
İkisi de mutlak düşmanım!
Kör talihim, kara yazım…
24 Ağustos 2006
Oyhan Hasan Bıldırki