1
İnsanız ya, “hani?”siz yaşamak zor! Ne kadar silip atmaya çalışsak da, hiç umulmadık bir zamanda, bakıyorsun dilinden dökülüveriyor bu büyüleyici kelime. Zora düştüğümüz, dar zamanlarda bunaldığımız günlerde kurtuluşa açılacak kapıların sihirli anahtarıdır diye sımsıkı sarılıyoruz ona ve soruveriyoruz: Hani?
Hani, gönüllerimizin ilacı! Hani, özlemlerimize giden en kestirme yol. Hani, olmasını mutlaka istediklerimizin anahtarı. Sorumuza düşürdüğümüz yankılar, mutluluklarımızın aynası ya da dinmez özlemlerimizin kaynayan gözesi. Hani, güzel olan ne varsa, onların adı be canım. Güzel hayatımızın özeti.
“Hayranım olmak mı?” Hayranım olmaktan çok ötelerdesin sen. Varlığını bilmek, benim mutluluk sebebim. Kahır yıldızlarıyla kuşatılmış karanlık günlerimizi düşünürsen, anlatmak istediğimi kestirebilirsin. Sen, benim ışığımsın. Güneşim ve dolunayım. Çoban yıldızım, akşam yıldızım, seher yıldızım ve Samanyolu’m… Sen varsan, ışık ışık bir dünyada yaşıyorum. Sen yoksan, ışıkların hepsi de tek tek parlak ışıklarını, yüreğime huzur veren ışıklarını söndürüyorlar. Karanlık vakitlerin kıskacına düşüyorum o zaman ve “hiç” olmak istiyorum. Hiç! Geride hiçbir iz bırakmamış olmak…
Tanrı’mız ne eylerse, güzel eyler. Bizi, birbirimize yazan O. Bize kol kanat gerecek olan da O. Çok iyi biliyorum; aklımız ve yüreğimizle güzel bulduğumuz günlerden birçoğunu, kesinlikle bize de ayırmıştır. Er ya da geç, güzel dediğimiz günler; bizim de önümüze düşecek. Doyumsuz zevklerimizi birlikte paylaşacağız.
Hiçbir zaman, ümidini yitirme. Geçici ayrılıklar, yaşadığımız hayatın cilveleri. Ebedi olan hayatta ayrılma yok, ayrılan da yok. Ümit, yediveren gülü gibi açmalı yüreğinde, benim yüreğimde açtığı gibi. Ümit, gülümseyen gözlerinin en güzel çiçeği.
“Yalnızlığın sonuna gitmek” diye özetlediğin, korkup ürktüğün yolun başında, seni daima bekleyeceğimi unutma. Ve o yolun, bize çok uzak olduğunu da biliyorsun değil mi?
“Kalabalıklar içinde yalnız yaşamaksa…” anlatmak istediğin, bak bu, doğru!
Aynı duygu bende de var, canım, bende de var.
İnanır mısın “tedirginlik” bile, yaşama sebebimiz aslında. Dümdüz yaşayanlar gibi olsak, dibinde eğleneceğimiz bir tutam gölge, bize de yeterdi. Ama farklı olduğumuzu, destanlık bir hayat yaşadığımızı sen de biliyorsun. Biliyorum şimdi kafanı iki yana sallıyor ve “Ah benim, hayâlperesttim!” diyorsun.
Keşke öyle olsaydım.
En güzel saraylara alır götürürdüm seni. Kafdağı’nı yerle bir ederdim. Mecnun’un ömrünü tüketen o uçsuz bucaksız çöller var ya, baştan sonra yemyeşil ovalara çevirirdim. Mor dağları, koca okyanusları, sadece duvar resimlerinde, süs dolgusu olarak bırakırdım. Bütün parlak ışıkların el ele tutuşmasını sağlardım. Birbirlerini sevenlerin, tükenmesi olmayan bayram günlerini yaşamalarının yolunu açardım.
Sen mi?
Bu işleri birlikte yapanım olurdun ve ılık nefesimi, nefesinde bulurdun.
Ölümsüzleşirdik!
Bütün şarkılar bizi söylerdi, alkışlanırdık!
6 Haziran 2006
Oyhan Hasan Bıldırki
2
Şimdi biliyorum Tanrı niye bize tekrar birbirimize yazma imkanı tanıdı? Sen bana umut veresin, yeşil ışık yakasın diye… “Sevdiklerim benimle olsun” dileğinde büyük eksikliğim var. Şiirini okuyup yalnızlık duygusunu unutturacak, bana ümit verecek biri yok yanımda. Biliyorsun!
Okuma zevkini paylaşmak istiyorum biriyle, sevdiğim şiirleri paylaşmak istiyorum biriyle… Belki yalnızlığım, umutsuzluğum ondan…
Gönlümdeki yeni hüzünler, benim eski hüzünlerim. Unutma benim hüzünlerim de senin hüzünlerin…
Şimdi ılık nefesine o kadar ihtiyacım var ki!
“Bunaldığın zaman bana seslen…” diyorsun.
Bunalmadığım an öyle az ki! Durmadan seslendiğim için duymuşsun beni zaten…
7 Haziran 2006
PAPATYA
KİMLİK



