Güvercinada, şöyle böyle seçiliyor.

     Tepeyi aştık, deniz göründü.
     Uçsuz bucaksız, masmavi bir deniz.
     Güvercinada, şöyle böyle seçiliyor. Her ikimize de “Günaydın!” demeye hazırlanan güneş, ilk ışıklarını adaya düşürmüş. Kıyıda ağlarını toplayan balıkçılar… Nedense, bugün erkenciler. Hepsi de çabucak gitme telaşındalar.
     Tepeye tırmanan otobüs, aşağıya süzülmeye başladı. Sürücü, teybin düğmesine dokundu. Hafif tonda bir müzik başladı. Uyuyanlar uyandı, ayılıp bayılanlar da kendisine geldi.
     Kuşadası, gecenin yorgunluğunu yaşıyor.
     İkimiz de canlanıverdik birden. Bildik bir yere ulaşmanın heyecanı içindeyiz.
     Biliyorsun, bugün başka bir heyecanı da yaşıyoruz biz. Bu bizim, birlikte olduğumuz muhteşem bayram. Bayramların en güzeli…
     Havalandırmalar açılır açılmaz, denizin kokusu doldu ciğerlerimize.
     Binlerce martı, kanada kalktı, pike uçuşu yaptı, süzüldü, denize daldı. Besbelli, ikimize gösteriş yapıyorlardı. Besbelli, bizi karşılıyorlardı.
     Ufukta, bayram kokusu vardı.
     Balıkçıların telaşı da boşuna değilmiş meğer… Onlar da bayrama erişme sevdasındalar.
     Başın omzumda, göz ucuyla bana bakıyorsun. Bir şeyler beklediğin belli.
     O da ne? Bu Melek ve Şehzade, nerden çıktılar böyle? Hangi aralık Kafdağı’ndan dönüp geldiler? Bak, ellerinde bin bir renk çiçek demetleriyle bizi bekliyorlar, görüyor musun?
     Bizi gördüler, ikisinin de gözleri ışık ışıktı.
     Bu defa ben çabuk davrandım, kulağına fısıldadım:
     – “Bayramın kutlu olsun!”
     Hemen karşıladın:
     – “Bayramımız kutlu olsun!”
     Otobüs ağırlaştı. Melek ve Şehzade, kapıda göründü. Çiçek demetlerini uzattılar bize ve ses kesildiler:
     – “Bayramınız kutlu olsun!”
     Güvercin ada ışık ışık. Kuşadası aydınladı…
     Martılar kanatlandı!
     22 Ekim 2006

     Oyhan Hasan Bıldırki