Alperen – Torunum

 

“Nöbet şekerimi ezenim yok

İnce tülbentlerden süzenim yok

Neyleyim sarayı, neyleyim köşkü

İçinde salınıp gezenim yok…”

 

Liliyâr!

Yine sen, yine sen, hep sen… Kanımda seni duyuyorum yine. Bütün hücrelerime sen sinmişsin! Gözlerim gözlerine mıhlanmış, avuçlarımda sen varsın!

Ve bak… Eskiden olduğu gibi yine, sizin oradan geçiyorum. Birini beklediğin belli, ama kimi? Onu mu? O çok mu seviyor seni, ha? Onun için mi kapadın pencereni?

Biliyorum… Sen beni sevsen bile, seni bana vermezler. Kendin de başka bir riske giremezsin. Kaçalım desem, peşime düşemezsin! Oysa sana kızmaya hiç, ama hiç hakkım yok! Ama ne yapayım?.. İçimden geleni yapıyorum ben, yüreğimden süzüleni!.. Kalbimin sesi de öyle diyor, git diyor!

Ve sen… Bir gün balkonda olsan yine. Gözlerimin içine baksan, gülümsesen bana yeniden, dünya sultanlığından yüce bir şey olurdu, bu! Ah o günler… Neden böyle çabuk geçtiler, ha? Ne vardı sanki kanatlanıp uçacaklar birer birer? Bu aynalardaki gülen adam ben değilim, sanki bir başkası o, tanımadığım, bilmediğim bir yabancı…

Aşka, sevdaya ve sana muhtaç!

Saat yirmi dördü çoktan geçti! Beni sevdiğine emin olduğum halde, gözlerimde endişeler, yaşlar… Her yer, her taraf sus-pus! Yalnız derinden derine iç çekişler ve sigara dumanları, sonsuz kaldırımlar boyu uzanıyor.

Oysa bu mevsimde papatyalar daha da güzel açardı eskiden. Böyle solgun da değillerdi. Papatya mevsimi geldi, geçti… Sen gelmedin, niye ki?

Neden beni üzüyorsun Liliyâr? Sensiz beni nasıl düşünebiliyorsun, ha?

Ve ben… Seni seven bir adam; bunca acıdan, bunca ıstıraptan sonra, bir başkasını, senden gayrısını sevebilecek, ha? Ben aşkı arıyordum, onu sende buldum.

Bu aşk, eskidikçe güzelleşecek… Ta ilk günlerdeki gibi, o günlerin heyecanını duyarak seveceğim seni. Ben ölmedikçe, sana olan sevdam da, sönmeyecek!

Var sevme beni. Gizle bana olan sevdanı. Yine kızdır beni, ağlat… Ne çıkar bundan? Öteki adam var ya, gülüyor ya, bu yeter sana. Sonra sen de o adamı seviyorsun ya? Kalbinizde heyecanlar, adını bilmediğiniz duygular var ya, hani?

Sana olan aşkımı bunlar kamçılıyor işte!

Biraz da kıskanç mıyım, ne?

Sevilmeden sevmek… Aşk budur işte! Karasevda budur! Bu acıyı bilir misin sen? Hiç tattığın oldu mu? Benim kadar yalnız kaldın mı, hiç? Sevgilinden özlem dolu mektuplar bekledin mi? Çıkmayınca postadan, dökülmeyince postacının çantasından, ağladın mı? Özdeyişlerinin geliş günlerinde, postacıyı sık sık rahatsız ettin mi? Sorup sıkarladın mı?..

Bak canım, Liliyâr… Ne olur saçlarındaki papatyaları hiç, ama hiç çıkarma. Öyle daha güzel oluyorsun, bunu biliyorsun!

 

Liliyâr…

Gideceğim buradan canım… Bana ağır bir ceza vereceklerine eminim. Belki bir daha beni -okula bile- almayacaklar. Hatta yüksek okula girmemi bile engelleyecekler, o hakkı da alacaklar elimden. Bir köşede yapayalnız, senden uzakta, kaderimle baş başa yaşamaya mecbur edecekler!

Ve işte o zaman tanımadığım, bilmediğim bir adama gideceksin. Onun kadını olacaksın. Saçlarında onun parmak izleri olacak, kulaklarında onun sesi. Ah bu belkiler, belkiler?.. Kara günlerin habercileri! Oysa o günleri görmeden ölmek, daha güzel bir şey. Şu anda darağacında sallandırılacak bir mahkûm olmayı, ne kadar isterdim, bir bilsen!.. Her şey bir parmak işaretine bağlı. Parmak düştüğünde de, gözlerim bir daha açılmamacasına kapanacak…

Sonra, o büyük gün başlayacak! İstersen, düğünümüz say, e mi? Var sevme beni! Ama seni seviyorum diye de, bana kızma sakın!

Bu duyguyu olsun, bağışla bana. Arkadaşlarına anlatma beni. Gözlerime kinle bakma, ne olursun? Yalnız seni sevdiğimi bil, seveceğimi de!

  

Hani ne oldu o adam, o dağlar

Neden gelmiyor beyaz atlı Şehzade’n?

Haydi ağlama yavrum, sil gözyaşlarını

Belki bir gün dönülür gurbet gecelerinden.

 

Oh, canım… Beklemenin ıstırabı öylesine zor, öylesine acı ve yıkıcı ki!.. Bugün anama gideceğim. Aylar oldu, onu görmeyeli. Yarın da İzmir’e, babama gideceğim. Hâlâ hasta…

Hep tersine gidiyor her şey, hayatımda.

Yoksa ters olan ben miyim veya terslik denilen şey benim içimde mi, ha?

Ve şimdi, çok yalnızım. Şu kuş ötüşleri de olmasa, çıldıracağım. Ama bu kuşlar var ya, bu kuşlar?..

Sanki bir şarkı mırıldanıyorlar, bildiğim, sevdiğim bir şarkı: “Gönlümde açmadan solan bir gülsün!”

Her şey baştan belliydi, değil mi?

Şarkımız bile değişikti.

Öteki sevenlerin şarkıları gibi değil, Liliyâr!

Anılarımız yeniden ayaklanıyor mu, ne?

9/10 Mayıs 1968

 

Oyhan Hasan Bıldırki