Zaman, kıyıcı mısın, kayırıcı mı? 

       1
       Yıllar sonra yine o sokaktan geçiyordum. Eskisi gibi endişeli değildim. Sonra yaşlanmıştım da… Yüreğimdeki yara kapanmış, eski sevda şarkılarını unutmuştum. Adım gibi biliyorum; artık o balkonda beni bekleyen yok. Halbuki bir zamanlar kahve yeşili renkli binanın balkonu, benim hayatıma girmiş, zamanımı bile onunla ayarlar olmuştum.
       Kulaklarında papatya küpeler olan, saçlarını Şehzade’si için omuz başlarına salan, ela gözlü bir güzel yolumu gözler, beni o balkonda beklerdi. Onu görmeden edemezdim. Ona; “Meleğim!” derdim. O da bana; “Şehzade’m” diye karşılık verirdi.
       Bundan senelerce evvel, onu okul çağında iken tanımıştım. Şair tabiatlıydı, edebiyattan hoşlanırdı. Arkadaşlığımız bu yüzden başladı ilkin. Sonra sonra, aramızda bir sevda doğdu ki, başkaları buna “karasevda” dediler. Ben “acı sevda” derim. Ama en tatlı yerinde koptu bu sevda. Onu benden ayırdılar, yüreğimi kanattılar. Bir onulmaz yara açtılar yüreğimde. Ne o mutlu olabildi, ne ben!

       Yine 1970’li yıllarda “Balkon” diye başlamışım, nedense sonunu beklemişim. Bu öykü, yukarıda gördüğün kadar kısa.
       Zaman, kıyıcı mısın, kayırıcı mı?
       Ne olur bizi öğütme, e mi?
       4 Ağustos 2006

       Oyhan Hasan Bıldırki