Oyhan Hasan Bıldırki

      2
      Ruhum, ruhum benim,
      Nasıl bu kadar içinde olabilirim? Bence beni yaşatan, içinde tutan, beni yüreğine hapis eden sensin. Sen istediğin için beni unutmadın. İsteseydin diyorum ya şimdiye kim bilir ne dilberlerle, ne şair dişilerle karsılaşmışsındır… Nedense ben sende; Leyla’nın Mecnun’da bıraktığından daha derin bir iz bırakmışım..
      Diyorum ya güzelliğim olamazdı bütün bunların sebebi.
      Bir ara sesini duydum ve nefesini hissedebildim… Güzel mutluluklar bunlar…
      29 Haziran 2006

      PAPATYA

      3
      Bütün bunları bir iki şiirde yazmışım, yani sorularına cevap olacak olanları. Çok mutluyum… Yazmak değil, yaşamak istiyorum.
      Sevgi ne mi? Bilmiyorum…
      Anlatsam da, anlatamıyorum.
      Bugün çok keyifliyim…
      Teşekkürler.

      ACILAR

      Bir yerde şehzade geliyor aklıma
      Bir beyaz atın dizginine asılmış
      Garip bir türküdür açılır aşkıma
      Bülbüller tomurcuk güle kan kesilmiş
      Güvercinlerin gözlerinde eriyen
      Bir büyük aşkın yarasıdır çektiğim
      Yüreği kanatır güller ve dikenler
      Unutulmuştur sevgi dolu öpüşler
      Ve nedendir yalnız olduğum geceler,
      Gönlümde bekleyişler çağrı kesilmiş?

      Kahır dolu günlerimin sabahında
      Düşünürüm hep o eski şarkıları
      Korkularım toplanır avuçlarımda
      Düşünürüm hep o eski şarkıları
      Meleğimin saçlarında papatyalar
      Gözlerinde ayrılık ateşi yanar
      N’olur gönlümü alın çarmıha gerin
      Kurtulsun bu ateşlerden hücrelerim
      Sevilenler hani nerededir gösterin
      Dinsin şu gönlümün bu kahroluşları!

      Gönlümü çarmıha germek istiyorum
      Şehzade ve meleğin acısı bitsin
      Gönlümü çarmıha germek istiyorum
      Artık o eski şarkılar söylenmesin

      RUHUMDA BİR TEL KOPAR

      Gözlerimden vurdular beni, can evimden
      Ceylanları zincirlediler gözlerinden
      Aşka türkü yaktılar, çirkini kovdular,
      Yine dert eksilmedi kalan sözlerinden.

      Kavalın söylediği hüzün şarkıları
      Erir gözlerinde güvercinlerin, dinle
      Özlemim sel olur, dökülür denizlere
      Ruhumda bir tel kopar ölürüm seninle.

      Rüzgâr dallara ne dallar rüzgâra söyler
      Yıllardır bir özlem yakar durur içimi
      Gözlerinde güvercinlerin hüzün erir
      Bir başka yerlere özlem taşır postacı!
      29 Haziran 2006

      Oyhan Hasan Bıldırki

      4
      İyi ki seni çarmıhta görmedim.
      Sana keyif vermenin keyfi ılık ılık kalbime akıyor şimdi.
      Ben şimdi biliyorum ki senin ağlamalarının, dualarının cevabıyım ben…
      Bence Tanrı seni çok seviyor. Bu nedenle beni sana yazdı.
      Bir romanın varmış, duydum. Senin hiçbir romanını okumadım ben…
      Sesin pek heyecanlı değildi, durmadan konuştun. Ben sustum, sen konuştun… Seni konuşturan nedir?
      Sendeyim, seninleyim ben.
      Sen nerdesin?

      29 Haziran 2006

      PAPATYA

      5
      Tek kelimeyle: Sevgi!
      Romanın adını hatırlıyor musun?
      “Dönülmez Yol”, yeniden bilgisayara kaydedilirse var. Ama şimdi onu yok say. Ötekisi Koçaklar, Çanakkale savaş hikâyeleri. Hangisi? Ötekisi yolda daha.
      Yemek için sofradan bekleniyorum. Anlayacağın sofradayım.. Kimin kaşığına düşersem…
      29 Haziran 2006

      Oyhan Hasan Bıldırki

      6
      Çanakkale’yi okudum. Herhalde Dönülmez Yol… Galiba 68 veya 69’da yazmışsın.
      Şu anda adı aklımda yok. Eve dönünce bakmam lazım.
      Afiyet olsun ruhum!
      Halbuki senin, midenin haricinde ne aç yerlerin var daha doyurulması gereken?
      29 Haziran 2006

      PAPATYA

      7
      Dediğin; Dönülmez Yol… Sadece tefrikası kalmış elimde.
      Demek ki senin kaşığına düşmüşüm. Fark etmişsin….
      Sevgimle kal.
      29 Haziran 2006

      Oyhan Hasan Bıldırki

      8
      Canım,
      Bu akşam önce göçmen çocuklarımızın kliniğine gidiyorum. Arkadaşımla orada çalışacağız. Ben çoğunlukla İspanyolca tercümanlığı yapıyorum. Burası sigortası olmayan ve az gelirli yeni göçmenlere ait bir klinik…
      Daha sonra da akşam sekiz sularında bir İtalyan lokantasına gidip bir bardak şarap, biraz mezeyle, biraz konuşarak, iki arkadaş sarhoş olmadan ama içimizi dökerek kim bilir neler neler anlatacağız?
      Bu akşam Herndon’un bir meyhanesinde seni arayacağım
      Kadehimdeki dudak izi sana adanmış olacak
      Akşam karardıkça adını tekrar tekrar anacağım
      Daha önce hiç duymamışçasına, öğrenircesine
      Her mezede son geçen kırk yılın o kaç bin gününü
      Alçak, yaşantısız, bitkisel o kaç bin gününü
      Birer birer sayacağım  ta ki eve gitme zamanı gelinceye kadar….
      Dur bir telefon geldi; aniden uyandım rüyamdan. Ah, gene 94 yaşında bir Afganistanlı kadın. Haydi şimdi gel yardım et bakalım. URDU’ca konuşuyor musun? Ah şimdi tercümanı aramalı, sonra bu teyzenin oğlunu… İşte haşin, zor hayat. Gel de ölme. Ne güzel rüyâdayken… Neyse!
      Çok çay içme, uzun yaşaman lazım.
      29 Haziran 2006

      PAPATYA

      9
      Varlık sebebimin bu kadar değerli olduğunu biliyordum aslında. Kadehin olabilseydim yaşamıştım.
      Afganlılar yemek yemedikleri için mi 94′e kadar dayanabiliyorlar dersin?
      Beni de çekiştirirsiniz… Yanındayım.
      29 Haziran 2006

      Oyhan Hasan Bıldırki